Yağmurlu Mektup

Yağmurlu Mektup

“Sensiz olmaz” diyor çok sevdiğimiz kent ozanı. Öyleyse bir kez de hem onu hem seni çok sevdiğim için ben söyleyeyim: Sensiz olmaz! Bülent Ortaçgil senin için mi söylüyor bilmiyo­rum ama bazen hele hele böylesi güzel durumlarda alınganlık gösterip, “bana söylüyor, benim için söylüyor” demek gerekir. Senin için yazmayan, söylemeyen var mı acaba? Kendimi senin yerine koyuyorum da ben olsam nasıl şımarırdım di­yorum. Sen de gerçi son yıllarda, son yazlarda şımarıklık mı desem, yoksa “mevsimlerin insanlara” değil de “insanların mevsimlere yaptığı kötülükler” sebebiyle mi, hayli coştun. Evet, sözcüğün iyi tarafıyla bu ama bir de “yağmasam çıldıra­caktım” mı ne dediysen artık, delirdin! Ben de sana bu mektubu o deli dolu günlerinden birinde yazı­yorum. Azizim biz seni böyle bilmezdik, bu yanını hiç bilmez­dik, bu yüzünü göstermemiştin bize. Ne oldu küstün mü ki, yine sevdiğimiz kent ozanının Yüzünü dökme küçük kız/ kız­ma onlara dediğince, yüzünü geçtim, içini fazlasıyla dökmeye başladın bize. Oysa biz seni temmuzlarda yazlarda değil, ey­lüllerde ekimlerde konuk etmeye alışmıştık. Senin yere vuran her damlan bize güzün kokusu gibi geliyordu ve o zaman “ah” diyorduk işte “ah, yine nasıl zaman geçti, yaz bitti ama güz de kendisini sevdirmek için armağamyla geliyor, yağmuruyla geliyor” diye, yazın kavurduğu gönlümüzü serinletmek, taze­lemek için seni karşılamaya çıkardık. Yine çıkacağız, bak bu yazı bir “düğün çağrısı” yerine geçsin, zaten yayımlandığı yer de “ulak” geleneğinin sürdüğü bir der­gi. Düğün dedim, çünkü senin usulca geldiğin günler biz de bir düğüne davetliymişiz gibi hazırlanır, üstümüzü başımı­zı düzeltir, kendimize çekidüzen verir, sevincinle ıslanmak için sana koşar, sana çıkarız. Senin vaktinde gelişin düğün bayramdır hepimize, yağmur düğünü. Hasat sonu şenlikleri gibi… Nasıldı şarkı, yağmur yağar ıslanırsın vay aman! Onu “yağmur yağar mııtlamrsm” diye okumak da söylemek de güzel. Yağmur şairlerin çocukluk arkadaşı sayılır. Yağmursuz şair var mı, sanmam. Varsa da daha şöyle adamakıllı bir ıslan-mamıştır, yağmurun sesi onu henüz aşka davet etmemiştir. Yağmurla beraber büyüyeceklerdir. Yağmuru gözünden, gön­lünden, yüreğinden, aklından eksik etmeyenlere ya âşık ya da şair denilecektir, ki ne derlerse desinler ikisi de aynı şey demeye gelecektir: Yağmurlu!

Yağmurlu olmayanların akıllarından değilse bile gönüllerin­den şüphe edilecektir. Çünkü bu hayatta ve dahi tabiatta az çok ıslanmak herkese iyi gelecektir. Islanmakla uslanmak arasındaki sesdeşliğe ya da uyak kardeşliğine gelince, bu mektup uslanmışlara değil ıslanmışlara yazıldığı için, haliyle onlar mazrufta değil zarfta ağırlanacaklardır.Bazen “bu şairler de kimseye söz bırakmamışlar, her şeyi yazmışlar” diyesim geliyor, daha doğrusu onlardan baş­kasına sıra gelmiyor, artık buna iyi bir şey diyelim vc Sezai Karakoç’un “Şehrazaf’ından yağmur gibi payımıza düşeni dinleyelim: Sen bir rüya geceleyin gündüzün/sen bir yağmur ince hazin /sen şarkılarca büyük hüzün /sen yolunu kaybe­den yolcuların üstüne iyilik gibi yağacaksın. Bilirim çünkü “Yağmurun İyiliği” vardır ve bunu ilk anlayan çocuklardır için sana koşar, sana çıkarız. Senin vaktinde gelişin düğün bayramdır hepimize, yağmur düğünü. Hasat sonu şenlikleri gibi… Nasıldı şarkı, yağmur yağar ıslanırsın vay aman! Onu “yağmur yağar mııtlamrsm” diye okumak da söylemek de güzel. Yağmur şairlerin çocukluk arkadaşı sayılır. Yağmursuz şair var mı, sanmam. Varsa da daha şöyle adamakıllı bir ıslan-mamıştır, yağmurun sesi onu henüz aşka davet etmemiştir. Yağmurla beraber büyüyeceklerdir. Yağmuru gözünden, gön­lünden, yüreğinden, aklından eksik etmeyenlere ya âşık ya da şair denilecektir, ki ne derlerse desinler ikisi de aynı şey demeye gelecektir: Yağmurlu! Yağmurlu olmayanların akıllarından değilse bile gönüllerin­den şüphe edilecektir. Çünkü bu hayatta ve dahi tabiatta az çok ıslanmak herkese iyi gelecektir. Islanmakla uslanmak arasındaki sesdeşliğe ya da uyak kardeşliğine gelince, bu mektup uslanmışlara değil ıslanmışlara yazıldığı için, haliyle onlar mazrufta değil zarfta ağırlanacaklardır. Bazen “bu şairler de kimseye söz bırakmamışlar, her şeyi yazmışlar” diyesim geliyor, daha doğrusu onlardan baş­kasına sıra gelmiyor, artık buna iyi bir şey diyelim vc Sezai Karakoç’un “Şehrazaf’ından yağmur gibi payımıza düşeni dinleyelim: Sen bir rüya geceleyin gündüzün/sen bir yağmur ince hazin /sen şarkılarca büyük hüzün /sen yolunu kaybe­den yolcuların üstüne iyilik gibi yağacaksın. Bilirim çünkü “Yağmurun İyiliği” vardır ve bunu ilk anlayan çocuklardır.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Doğal Yaşam ve Modern Hayat Arasında ” Nairobi “

Robotların Öğrenme Savaşı ” Derin Öğrenme “