Simya’dan Kimya’ya

SİMYA

Cıva ve kurşun gibi metalleri altın ve gümüşe dönüştürmeyi amaçlayan eski bir zanaatın adıdır. 1.000 yıllık bir efsanede, altın yapma umuduyla tuhaf bir karışımı kaynatan bir simyacıdan söz edilir. Kazanın üzerine eğilmiş, içindeki sıvıyı karıştıran simyacı bir ara başını kaldırır ve pencerede şeytanı görür. Hızla dışarı fırlar. Şeytanı kuyruğundan yaka­lar ve kuyruğunu çekip koparır. Şeytan haykı­rırken simyacı kuyruğu sihirli kaba atar ve karışım altına dönüşür. Bugün bu öykü bize çok saçma geliyor, ama eski zamanlarda insanlar bu tür masallara inanacak kadar bilgisizdiler.

Aslında, simya bundan yaklaşık 5.000-6.000 yıl önce Mısırlı rahiplerin, bakır, kalay, kurşun, gümüş ve altın gibi çeşitli metalleri cevherlerinden (toprak ve kayaçlardan) ayıra­rak katışkısız halde elde etmeye yönelik uğraşıları biçiminde ortaya çıkmıştı. Mısırlı rahipler cam, sabun, boya, ilaç ve zehir yapmayı da biliyordu ve daha pek çok konuda deneyim sahibiydiler. Simyayı Avrupa’ya taşıyanlar, İspanya’yı fethederek ünlü Toledo ve Cordoba üniversitelerini kuran Müslüman­lar oldu. 1144’te Chester’lı Robert adlı bir İngiliz birçok Eski Arap el yazmasını Latince’ ye çevirdi. Bu el yazmaları pek çok Eski Yunan ve Mısırlı simyacının çalışmalarına ilişkin bilgileri de içeriyordu.

Filozof Taşı

Ortaçağda insanlar hâlâ, İÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Eski Yunanlı filozof Aristo dünyadaki her şeyin, toprak, hava, ateş ve su olmak üzere dört ana maddeden oluştuğu yolundaki görüşünün doğru olduğuna inanı­yorlardı. Bu nedenle de bir metalin içindeki bu madde miktarlarının değiştirilmesi durumunda bir başka metalin elde edilebileceğini sanıyorlardı. Simyacıların bir başka inancı da, sıradan metalleri altına dönüştürebilecek ve hatta, bazılarının ileri sürdüğüne göre, bütün hastalıkları iyileştirebilecek ve insanları ölüm süz kılacak bir “filozof taşı” ya da “iksir”in var olduğuydu.

Simyacılar, kurşun gibi “temel” metalleri “asal” ya da “soylu” metal olarak kabul edilen altına çevireceğini sandıkları bu taşı yüzlerce yıl arayıp durdular. Bunların birçoğu düzenbaz ve dolandırıcıydı, ama bazıları da dikkate değer pek çok keşifte bulunmuş, Roger Bacon ve Albertus Magnus gibi dürüst deneycilerdi. Ama ne yazık ki, bu deneycile­rin buluşlarını nasıl yaptıklarını bilemiyoruz; çünkü, bıraktıkları yazmalar tuhaf çizimler ve anlaşılmaz büyülü sözlerle doludur. “Filozof taşı”nı keşfettiklerini ileri süren bazı simyacı­lar da olmuştur, ama bunlar da ötekilerden daha uzun yaşamamıştır. Bazıları da, büyük kazançlar elde etmek umuduyla, kazanların başında büyülü sözler mırıldanarak yürüttük­leri çalışmalarını saklı tutmuştur.

Bu simyacı­lardan bazıları, yalnızca kurşun ya da cıvadan altın yapmaya uğraşmış, bazıları da deneyleri için cıva ile kükürt, arsenik ve amonyağı (amonyum klorür) karıştırmıştır. Altın yap­manın yolunu keşfettiklerini ileri süren bazı dolandırıcılar, bu iddialarını kanıtlamak için, içinde az bir miktar altın çözünmüş kurşun kullanırdı; kurşunu yakıp uçurduklarında da geriye altın kalırdı. Bazıları da, muma gizlice bir miktar altın tozu katar, sonra da erimiş kurşunu, içini bu mumla doldurdukları demir bir boruyla karıştırırlardı. Bir metalin dışının sarı bir renk almasını ya da sarımtırak metal karışımları elde etmeyi başaran bazı simyacı­lar da düzmece iddialar ileri sürerdi. Birçok soylu aile yanlarında simyacı çalıştırmıştır. I. Elizabeth bile Londra’daki Somerset House’da kendisi için altın birini tutmuş, sonra da bunu başaramadı o kişiyi Londra Kulesi’ne hapsettirmiş şunu altına çevirdiğini iddia eden hausen adlı bir simyacı da, 1648’de Avusturya İmparatoru III. Ferdinand’ı bir aldatabilmişti. Hatta 1929 gibi yakın te bile pek çok zengin Alman, altın başardığı yolunda düzmece iddialar i bir tesisatçıya çok büyük paralar kaptırmıştı.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Muhteşem Kral ”Agamemnon”

Singapur Nasıl Gelişti