Mustafa Kemal Atatürk Bağımsızlık Uğraşları

Bağımsızlığa Açılan Yol
I. Dünya Savaşı‘ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu‘nun imzaladığı Mondros Mü­tarekesi çok ağır koşullar içeriyordu. Mütare­keyi izleyen günlerde imparatorluk içinde bü­yük bir kaynaşma baş göstermişti. İtilaf Dev­letler‘i mütareke koşullarını çiğnemekte, Anadolu paylaşılıp işgal edilmekteydi. Öte yandan, mütarekenin ilanını izleyen günlerde yurdun dört bir yanında Müdafaa-i Hukuk ör­gütleri oluşturulmaya başlanmıştı. Özellikle düşman işgalinin beklendiği yörelerde bu konuda gözle görülür bir canlılık vardı. Bu ör­gütler silahlı bir mücadeleyi örgütlemekten çok, dünya kamuoyunu aydınlatmak ve etki­lemek, böylece ülke bütünlüğünü korumak amacına yönelmişlerdi. Direnme düşüncesi İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden son­ra güç kazanmaya başladı. İzmir yöresinde Yunan ordusunun ilerleyişine karşı direnenle­re “Kuvayı Milliye” (Ulusal Kuvvetler) dendi. Bu ad giderek ulusal kurtuluş mücadelesi veren tüm hareketleri kapsadı.
Mustafa Kemal böylesi güç günlerin yaşan­dığı bir dönemde Samsun‘a çıktı. Tek çözü­mün ulus egemenliğine dayalı bağımsız bir Türk devleti kurmak olduğunu düşünüyordu. “Ya istiklâl ya ölüm” sloganıyla özetlediği bu görüşünü uygulamaya geçirmek için hemen çalışmalara başladı. Samsun‘a çıktığı günden başlayarak Anadolu‘daki asker-sivil üst düzey görevlilerle bir iletişim ağı oluşturdu. Anado­lu‘daki ulusalcı kuruluşlara gizli bir bildirge göndererek işgallere karşı mitingler düzenlen­mesini, düşman saldırısına karşı yoğun bir çe­te savaşına başlanmasını istedi. 21-22 Haziran‘da Amasya‘da yayımladığı bildirgede (Amasya Tamimi), İstanbul’daki hükümetin görevini yerine getiremediğini, ulusal bütün­lük ve geleceğin tehlikede olduğunu duyuru­yordu. Ulusun bağımsızlığını gene ulusun kesin karan ve direnişinin kurtaracağını, ulusun se­sini dünyaya duyurabilmek için her türlü etki ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurul oluşturmanın zorunlu olduğunu vurguluyor­du. Bunun için Anadolu‘nun en güvenli yeri olan Sivas‘ta bir kongre toplanmasını öner­mekteydi.
Amasya Tamimi‘yle Mustafa Kemal Mond­ros Mütarekesi‘nin hükümlerine uyulmaması çağrısında bulunuyor, ve İstanbul hükümetine açıkça karşı çıkıyordu. Harbiye nazırının İs­tanbul‘a dönmesini istemesi üzerine 8 Temmuz‘da askerlikten ayrıldı. Ertesi gün Erzu­rum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti‘nin başkanlı­ğına seçildi. 23 Temmuz‘da topladığı Erzu­rum Kongresi‘nde ulusal sınırlar içindeki yurt toprak) arının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu, yurdun yabancı işgaline karşı savunu­lacağı, bu görevi yerine getirmek için İstanbul hükümeti yetersiz kaldığında geçici bir hükü­met kurulacağı karara bağlandı. Dokuz kişilik bir temsilciler kurulu (Heyet-i Temsiliye) se­çildi. 4-11 Eylül tarihleri arasında toplanan Si­vas Kongresi‘nde ise Erzurum Kongresi‘nin kararları bütünüyle benimsendi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurula­rak Heyet-i Temsiliye‘ye bütün ülkeyi temsil yetkisi verildi. Misak-ı Milli‘nin (Ulusal And) ana çizgileri belirlenerek 30 Ekim 1919 sınır­larından bir gerilemenin söz konusu olamaya­cağı vurgulandı.
İstanbul hükümeti Erzurum ve Sivas kong­relerini engellemeye çalıştıysa da başarılı ola­madı. 18 Ekim‘de bu hükümetin temsilcisi ile Mustafa Kemal arasında Amasya‘da yapılan görüşmede, İstanbul‘da yeni bir meclisin top­lanması için serbest seçimlerin yapıılmasına karar verildi. Mustafa Kemal de 7 Kasım 1919‘da Erzurum milletvekilliğine seçildi. O arada Heyet-i Temsiliye‘nin merkezinin An­kara olması kararlaştırıldığı için Mustafa Ke­mal 27 Aralık 1919‘da Ankara‘ya gitti.
Yeni seçilen Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920‘de İstanbul‘da toplanarak çalışma­larına başladı. 28 Ocak 1920‘de meclis yurdun kurtuluşu için nasıl davranılacağını bildiren bir karar aldı. Mustafa Kemal‘in ana çizgileri­ni daha önce belirlediği bu karan meclis bir and biçiminde ilan etti. Misak-ı Milli sıdı veri­len bu kararda Anadolu‘nun işgali ve paylaşıl­ması reddediliyordu. Bu durum karşısında İti­laf Devletleri 16 Mart 1920‘de İstanbul‘u işgal ettiler. Meclisin işgal kuvvetlerince basılması üzerine oturumlara ara verildi.
Mustafa Kemal 19 Mart‘ta Heyet-i Temsiliye başkanı olarak yayımladığı bir bildirgeyle Ankara‘da olağanüstü yetkilerle donanmış bir meclisin kurulacağını duyurdu. Bu meclisi ye­ni seçilecek milletvekilleriyle İstanbul‘dan Anadolu‘ya geçen milletvekilleri oluşturacak­tı. Sonunda 23 Nisan 1920‘de Ankara‘da Tür­kiye Büyük Millet Meclisi toplandı ve mecli­sin üstünde hiçbir güç tanınmayacağı karan alındı. Yasama ve yürütme görevlerini ken­dinde toplayan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına Mustafa Kemal seçilerek yeni bir hükümet oluşturuldu.
Bu sırada Yunanlılar Batı Anadolu‘da iler­liyorlardı. Mustafa Kemal düşmana dağınık biçimde karşı koyan Kuvay-iMilliye güçlerini toplayarak düzenli bir ordunun oluşmasını sağladı. Anadolu‘nun çeşitli yerlerindeki ayaklanmalar bastırılarak önce I. ve II. İnönü savaşlannda (Ocak ve Nisan 1921) Yunanlılar yenilgiye uğratıldı. 23 Ağustos 1921‘de başla­yarak 22 gün 22 gece süren Sakarya Savaşı‘nda Yunan ordusu püskürtülerek Sakarya Irmağı‘nn batısına atıldı. Sakarya’da kazanılan bu zafer dış ilişkilerde de önemli adımlann atılmasını sağladı. SSCB aracılığıyla Ermenis­tan, Gürcistan ve Azerbaycan‘la Kars Antlaş­ması (13 Ekim 1921), Fransa ile Ankara Ant­laşması (20 Ekim 1921) imzalandı.
Haziran 1922 ortalarında düşmana son dar­beyi vurma kararı alan Mustafa Kemal 26 Ağustos sabahı büyük taarruzu başlattı. 30 Ağustos‘ta yapılan Başkomutanlık Meydan Savaşı‘nda düşman kesin yenilgiye uğratıldı.
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı‘nın zaferle sonuçlanması üzerine 11 Ekim 1922‘de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla ülke düşman işga­linden kurtuluyor, Doğu Trakya, Ege, İstan­bul ve boğazlar yeniden Türkiye‘ye geçiyor­du. Artık yapılacak iş barışı sürekli kılacak bir antlaşmanın imzalanmasını gerçekleştirerek dünya devletlerinin yeni Türk devletini tanı­masını sağlamaya kalmıştı. Savaş alanlarında zafer kazanıldıktan sonra Lozan‘da diplomasi alanında yeni bir mücadeleye girişiliyordu.

Cumhuriyete Doğru
Mudanya Ateşkes Antlaşması‘nın imzalan­masından sonra Lozan barış görüşmelerinin ön hazırlıklarına başlandı. Bu sırada İtilaf Devletleri 27 Ekim‘de verdikleri bir notayla barış görüşmelerine Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetiyle birlikte İstanbul hükü­metinin de katılması için çağrıda bulundular. Amaçlan, görüşmelerde Türk tarafını böle­rek güçsüzleştirmekti. Kurtuluş Savaşı boyun­ca düşmanla işbirliği ederek ulusal mücadele­yi engellemeye çalışan padişah ve onun İstan­bul’daki hükümeti, bunu fırsat bilerek Türki­ye Büyük Millet Meclisi‘ne barış görüşmele­rinde işbirliği önerdi.
Bu durum karşısında Mustafa Kemal, Tür­kiye Büyük Millet Meclisi‘ne saltanat ile hila­fetin ayrılarak saltanatın kaldırılmasını öner­di. Meclisteki konuşmasında Türk ulusunun artık kendi bağımsız devletini kurduğunu, bir daha hiçbir biçimde monarşik yönetimi kabul etmeyeceğini vurguladı. Bu konuşmanın ar­dından saltanatın kaldırılmasına ilişkin yasa 1 Kasım 1922‘de Meclis’te oybirliğiyle kabul edilerek saltanata son verildi. Bu yasada ege­menliğin Türk ulusunda olduğu ve bu ege­menliği Türkiye Büyük Millet Meclisi tüzel kişiliğinin devredilemez ve vazgeçilemez bir biçimde temsil ettiği belirleniyordu. Kişi ege­menliğine dayalı İstanbul hükümeti, İstanbul’ un işgal edildiği 16 Mart 1920’den sonra yok sayılıyordu. Halifeliğin Osmanlı Hanedanı’na ait olduğu, bilgi ve karakter bakımından en uygun hanedan üyesinin Türkiye Büyük Mil­let Meclisi tarafından halife seçileceği belirti­liyordu. Son Osmanlı Padişahı VI. Mehmed Vahideddin’in 17 Kasım’da İstanbul’dan kaç­ması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi er­tesi gün halifeliği ondan alarak yerine Abdül-mecid’i (bak. Abdülmecîd Efendi) seçti.
Mustafa Kemal halkın saltanatın kaldırıl­masını nasıl karşıladığını gözlemlemek için 13 Ocak 1923’te bir yurt gezisine çıktı. Bu sıra­da, uzun süredir hasta olan annesi Zübeyde Hanım da İzmir’de ölmüş Karşıyaka Mezarlı-ğı’na gömülmüştü. 27 Ocak günü İzmir’e gi­den Mustafa Kemal annesinin mezarını ziya­ret etti. 29 Ocak’ta ise İzmir’e ilk gelişinde tanıştığı Latife Hanım’la evlendi. Bu arada, yeni Türk devletinin izleyeceği ekonomik po­litikaları belirlemek için İzmir’de toplanan İk­tisat Kongresi’ni 17 Şubat’ta bir konuşmayla açtı.
1 Nisan 1923’te Türkiye Büyük Millet Mec­lisi yeni seçimlerin yapılması kararını aldı. Yapılan seçimlerden sonra 11 Ağustos 1923’te İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmalarına başladı; Mustafa Kemal yeni­den Meclis Başkanlığı’na seçildi.
Meclisin açılmasından hemen önce Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hu­kuk Cemiyeti’nin Halk Fırkası’na dönüşeceği­ni açıklamıştı. Yeni Türk devletinin bu ilk si­yasal partisi 9 Eylül’de resmen kuruldu ve 11 Eylülde Mustafa Kemal genel başkanlığa se­çildi. 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki birlikler İstanbul’a girdi. Meclisin aldığı bir kararla 13 Ekim 1923’te Ankara, Türk Devleti’nin başkenti ilan edil­di. Bu karara İngiltere, Fransa, İtalya tepki gösterdilerse de Türkiye Büyük Millet Meclisi karannı uygulamaktan caymadı.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Mustafa Kemal Atatürk İstanbul’un İşgal Zamanlarında

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet