Benim atalarım Maymun olamaz ! İnsan maymundan gelir mi ?

İnsanın atası maymundur diyen evrim teorisyenlerinin savunduğu tezleri hayatında hiç okumamış olanların , müfredat bilgisinin ötesine geçmeyen sığlığına derinlik kazandırmak için çabalayayım dedim .Nedir bu evrimcilerin derdi ? Neyi ,neden savunmaktalar ? Merakınız arttıysa buyrun , evrimcilerin ne söylediklerini bir de evrimcilerin ağzından dinleyelim.

İnsan, kendisine bütün öbür canlılar arasında önemli bir ayrıcalık kazandıran gelişmiş zihinsel yetilerine, konuş­ma yeteneğine ve yarattığı kültür ürünlerine karşılık, biyolojik özellikleriyle hayvanlar âleminin bir üyesidir. Nitekim bilim adamları insanı, memeli hayvanların en gelişmiş grubu olan primatlar (Primates) takımı içinde may­munlarla birlikte sınıflandırırlar. Bu takımın üyeleri iki alt takıma ayrılır. İlkinde, Eski dünya’nın tropik bölgelerinde ağaçlar üzerin­de yaşayan ve maymunlara benzeyen makiler, cadımakiler, lorisler, galagolar gibi küçük yapılı, gececi hayvanlar yer alır. İkinci alt takım ise Eski dünya ile Yenidünya”da dağılmış gerçek maymunları, Eski dünya’nın tropik bölgelerinde yaşayan gibon, şempanze, goril, orangutan gibi insansı maymunları ve insanı içerir.

Primatların bugünkü ayırt edici özellikle­rinden birçoğu, bu hayvanların ağaçlarda yaşamaya başlamasından sonra gelişmiştir. Bu yeni yaşam ortamına uyum sağlarken koku duyularını daha az kullandıkları için primatların burunları giderek kısaldı. Dallara tutunup sallanırken ya da ağaçtan ağaca atlarken uzaklığı daha iyi kestirebilmeleri için gözleri yüzün ön bölümüne doğru yaklaştı; böylece iki gözün görme alanlarının üst üste binmesiyle nesneleri üç boyutlu olarak görme­ye başladılar. Baş parmağın öbür parmaklarla karşı karşıya gelebilecek biçimde esnek ve bükülgen bir yapıya kavuşması da ağaç dalla­rını sıkıca kavramalarını sağladı. Ağaçlara tırmanırken ya da daldan dala atlayıp zıplar­ken gövdelerini dik tutuyorlardı. Bütün bu grubun içinde insanın en yakın akrabası olan insansı maymunlar ağaçlardan yere indiklerin­de gövdelerini arka ayaklarının üzerinde den­geleyerek birkaç adım atmayı öğrendiler. Ağaçlardan ayrılıp sürekli yerde yaşamaya başladıklarında da gövdelerini dik tutarak yalnızca arka ayakları üzerinde yürümeye alıştılar. Böylece elleri serbest kaldı ve bir zamanlar dallara tutunmalarına yardımcı olan kavrayıcı baş parmaklanyla tuttukları taşları ya da sopaları gerektiğinde araç ya da silah olarak kullanmayı öğrendiler. Bu arada, kü­çük ve hareketli maymunların ağaçlarda den­gelerini sağlamalarına yardımcı olan kuyrukları, yerde yaşayan iri işlevini yitirdiği için zamanla köre oldu. İnsansı maymunlarda ve insanlarda omurganın alt ucunda bulunan ve kuyruk denen ince kemik bu kuyruğun kalıntısıdır. Kısacası, bütün bu primatların izlediği evrim ve gelişme çizgisi, iki ayağı üzeri duran ve alet kullanan insanın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı .

Öbür gelişmiş primatlar gibi insan ayırt edici özellikleri zekâsı ve toplumsal örgütlenme yeteneğidir. Belki de bu özellik birbiriyle doğrudan bağlantılıdır .Çünkü zekânın temeli, bir canlının yaşadıkça öğrenme ve öğrendikleriyle sorunların üstesinden gelebilme yeteneğine dayanır. Hayvanların çoğunda öğrenme yeteneği yoktur; karşılaştıkları her durumda, ana babalarından kendilerine kalıtım yoluyla aktarılmış olan içgüdülerine göre davranırlar . Böylece, içgüdülerinin yardımıyla kısa sürede ana babalarından ayrı yaşamaya başlayabilirler. Oysa öğrenmek çok uzun zaman alır. Bu yüzden, primatların yavruları diğer hayvanların yavrularından daha geç büyür ve yaşaması için gerekli bilgileri öğrenip kendi başının çaresine bakacak duruma kadar bir topluluk içinde yaşamak zorundadır.

Toplu yaşamanın gereklerinden biri iletişim kurmaktır. Bu nedenle, yavrularını topluluk içinde büyüten ve her an birbirleri ile dayanışarak bir arada yaşamayı seçen gelişmiş pirimatlar da mimikler ve ses aracılığı ile anlaşırlar. Şempanzelerin, ayrı ayrı anlamlara gelen 35 değişik ses çıkarabildikleri, hatta eğildiklerinde sağır,dilsizlerinkine benzeyen işaret diliyle aralarında iletişim kurdukları biliniyor. Bireyler arasındaki iletiş aşaması ise yalnızca insana özgü dildir. Böylece bütün bilgi ve düşünceleri kuşaktan kuşağa aktarılabilmiş, ayrı ayrı toplumlarda değişik dillerin ve inançların gelişmesi de yeryüzünde çeşitli kültürlerin doğmasına yol açmıştır.

İlk İnsana İlişkin Kanıtlar

Bugün bütün yeryüzünde, bilimsel adı homo sapiens olan tek bir insan türü yaşamaktadır. Çünkü, insanın ilkel atalandan bu türe kadar uzanan evrim sürecinin ara basamaklarındaki öbür türler geçen zaman içinde yeryüzünden­ silinmiştir. Yalnızca fosillerinden ta­nıdığımız bu ilk insan türleri ile bugünün insanı, insangiller (Hominidae) adıyla tek bir familyada toplanır. Bütün primatlar takımı içinde bu familyanın en yakın akrabası insansı maymunlardır. Bu akrabalık, insanın goril, şempanze ya da orangutan gibi bir insansı-maymundan türediğini göstermez; yalnızca bu iki grubun evrim sürecinin ortak bir ataya dayandığı anlamına gelir.

İnsan ilk kez doğu yarıkürede ortaya çık­mış, batı yarıküreye yayılması oldukça uzun bir zaman almıştır. Dryopithecus cinsinden ilk insansı maymunların fosilleri Doğu Afrika’da, 22 milyon yıllık kayaçların arasında bulunmuştur.

İnsangillerin bilinen en eski fosi 16 milyon yıllıktır ve Hindistan’da bulunmuştur.

Ama 3,5 milyon yıl öncesine dayanan daha ayrıntılı kalıntılar insanlık tarihinin başlangıcına iliş­kin bilgi vermektedir. Bu kalıntılar Homo cinsinin, yani gerçek insanın atası sayılan Australopithecus’a aittir.

Yaklaşık 1,40 metre boyunda olduğu anla­şılan Australopithecus’un en eski kalıntıları Kenya ve Etiyopya’da (eski adıyla Habeşis­tan’da) bulunmuştur. Kenya’daki ayak izle­rinden anlaşıldığı kadarıyla insanın bu atası insansımaymunlar gibi dört ayağı üzerinde değil, bugünkü insan gibi iki ayağı üzerinde yürüyordu. Ama beyni çağdaş insanınkinden daha küçük, çene ve diş yapısı da farklıydı.

Günümüzden aşağı yukarı 2 milyon yıl ka­dar önce Afrika’da insangillerin iki ayrı türü yaşıyordu. Türlerden birinin çenesi çok güçlü ve dişleri çok iriydi; bu yüzden, cins adına “gürbüz ve güçlü” anlamındaki Latince robustus sözcüğü eklenerek Australopithecus robustus olarak adlandırıldı. Bu türün yakla­şık 700 bin yıl önce yeryüzünden silindiği sanı­lıyor. Öbürü ise daha ince yapılıydı ve vücut orantısı, diş ve çene yapısıyla bugünkü insana daha yakındı. Üstelik beyni daha büyüktü ve taştan aletler yapıp kullanabiliyordu. Bu türe de “becerikli insan” anlamında Homo habilis dendi. Homo habilis belki de bugünkü insa­nın doğrudan atasıdır. Güney ve Doğu Afri­ka’da bu iki türe ait pek çok kalıntı bulunmuş­tur. Özellikle Kenyalı antropolog Louis Leakey’in Tanzanya’daki Olduvai Boğazı’nda ve oğlu Richard Leakey’in Kenya’daki Koobi Fora’da buldukları fosil parçaları insan soyu­nun evrimine ışık tutan çok önemli buluntu­lardır .

Bu ilk insandan daha gelişmiş bir türün 1,5 milyon yıl öncesine ait kalıntıları ise Avrupa, Afrika, Çin ve Cava’da bulunmuştur. “Dik duran insan” anlamında Homo erectus adıyla anılan bu türün ilk örnekleri 1891-92’de Cava’ da bulunduğu için “Cava insanı” olarak ad­landırılmıştı. Fithecanthropus ya da “Pekin insanı” da bu türün artık kullanılmayan eski adıdır. (Fosilleşmiş kalıntıları Çin’de, Pekin ya­kınlarında bir mağarada bulunmuştu.) Austra-lopithecus’tan yaklaşık 30 cm daha uzun, beyni de hemen hemen iki kat daha büyük olan Homo erectus’un daha uzun, kalın ve ba­sık bir kafatası, gözlerinin üzerinde sımaymunlardaki gibi belirgin bir k vardı. Bu insan, kendisinden öm çok daha değişik aletler kullanma? . Buzul başlangıcında Avrupa ve Asya’da Homo erectus ateşten nasıl yararlanabiliyordu ? Çok usta bir avcıydı. Homo en yakın tarihli kalıntısı, 1921’de Zambia’da bulunan hemen hemen hiç parçalanmamış bir kafatasıdır.

Caner Hoca gibi düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok olsa da ”Kuran’da Adem ve Havva konusu çok açıktır ve Evrim safsatadır ”diyenlerin sayısı çok daha fazladır.

Yıldız Tilbe ‘nin söylediklerine kulak kabartalım .

Hala karar veremediyseniz buyrun Cübbeli Ahmet Hoca ‘nın bu konuda söylediklerini dinleyelim ,

Evrim Teorisine bir de böyle bakın ”Dr.Zakir Naik”


Karar sizin ,siz maymundan gelmiş olabilir misiniz ? Bu sorunun ”Siz evrim teorisine inanıyor olabilirsiniz ama ben inanmıyorum ” demek olduğunu elbette biliyorum .

Değerlendirmek ister misiniz?

2 points
Upvote Downvote

İnkalar Kimdir ? İnkalara Ne Oldu ? İnka Medeniyeti Hakkında Merak Edilenler

Akıllı Toz Teknolojisi Uzay Çağının Başlangıcı mı ? | SmartDust | Akıllı Toz Teknolojisi Nedir ?