Aşı Olmanın Önemi

AŞI.

Bazı bulaşıcı hastalıkları geçirenler ge­nellikle aynı hastalığa ikinci kez yakalanmazlar. Bu, o hastalığı geçirerek kazanılmış bir doğal bağışıklıktır. İnsanlara yapay yoldan bağışıklık kazandıran aşı ve aşılama düşüncesi de bundan doğmuştur. Bir hastalığın zayıfla­tılmış ya da öldürülmüş mikropları vücuda aşılandığında, kişi o hastalığı hafif biçimde atlatır. Böylece, ileride aynı hastalığın canlı ve etkili mikroplarıyla karşılaştığında ağır biçimde hastalanmaktan korunmuş olur.
18. yüzyılın sonlarına kadar en korkulan hastalıklardan biri çiçek hastalığıydı. Birçok kişi bu hastalıktan ölüyor, ölmeyenler ise irinli kabarcıklar dökerek “çiçek bozuğu” olmuş yüzlerindeki kalıcı izlerle yaşamak zorunda kalıyorlardı. Hastalığı hafif atlatan kişilerin aynı hastalığa bir daha yakalanmadı­ğını fark eden Türkler ve bazı doğu halkları koruyucu bir önlem olarak sağlıklı kişilere hastalık aşılamayı düşünmüşlerdi. Bunun için derideki kabarcıklardan alınan irini aşı olarak kullanıyorlardı. Ama bu yöntem çok başarılı
olmadı; çünkü hastalığı en hafif geçirenlerden alınan mikroplar, sağlıklı kişilerde çoğu kez hastalığın en ağır biçimine yol açabiliyordu.
Bu salgın ve bulaşıcı hastalığa karşı en etkili korunma yöntemi olan çiçek aşısını 1796’da İngiliz doktor Edward Jenner buldu. Çiçek hastalığının inekten insana bulaştığı zaman çok daha hafif geçtiği biliniyordu. Hastalığın bu hafif biçiminin de aynı virüsten ileri geldiğine inanan Jenner, bir çocuğa önce inekten bulaşmış hafif çiçek hastalığının, sonra insandan bulaşmış ağır çiçek hastalığının irinli kabarcıklarından aldı­ğı mikroplu sıvıyı verdi. Gerçekten de çocuk hastalanmadı. Böylece Jenner‘in yöntemi be­nimsenerek birçok ülkede aşılama programla­rına başlandı. Çiçek aşısının bütün dünyada uygulanması sonucunda bugün çiçek hastalığı tümüyle yok edilmiştir.
Jenner’in öncülük ettiği bu ilk aşıdan sonra, mikrobik, yani bakteri ya da virüslerden ileri gelen birçok ağır ve bulaşıcı hastalığın aşısı bulundu. Aşı olarak vücuda verilen bakteri ve virüslerin hastalık yapıcı etkisi genellikle ısıy­la ya da özel kimyasal işlemlerle azaltılır.
Mikropların çoğu ağız yoluyla vücuda veril­diği zaman sindirim sisteminde parçalanarak yok edilir. Bu yüzden ağızdan kullanılan tek aşı çocuk felci aşısıdır. Geri kalanların hepsi ya deri üzerine iğneyle bir çizik yapılarak (çiçek aşısı) ya da doku içine şırınga edilerek (kızamık aşısı) uygulanır.
Vücuda giren mikroplar bağışıklık sistemi­nin saldırısına uğrayarak yok edilir. Böylece hastalığın hafif biçimi atlatılmış olur. Aynı mikroplar ikinci kez vücuda girdiğinde bağı­şıklık sistemi bunlan hemen tanır ve çoğala­rak hastalık yapmalarına zaman bırakmaksı­zın yok eder. aşılama yoluyla mikroplara karşı bağışıklık yaratarak hastalıklardan ko­runmayı amaçlayan bu yönteme bağışıklama denir.
Günümüzde difteri, tetanos, boğmaca, kı­zamık, çocuk felci, kolera, verem, sanhumma, kuduz, tifo, grip gibi birçok hastalığın aşısı geliştirilmiştir. Hangi hastalıklara karşı hangi yaşlarda aşı yapılacağını her ülke kendi­si belirler. Ama genel uygulama, bağışıklığın olabildiğince erken kazanılması için aşılama­ya bebeklik ya da çocukluk çağında başlanmaşıdır. Bazı aşılar, yan etkileri önlemek için birkaç doza bölünerek belirli aralıklarla yapı­lır. Tetanos gibi bazı hastalıklarda ise bağışık­lığın sürmesi için ilk aşılamadan sonra birkaç yılda bir ek aşılama gerekir.
Bazı ülkelerde, örneğin Türkiye’de, birçok bulaşıcı hastalığa karşı aşılanma zorunluluğu vardır. Birçok ülkede de, saptanmış bazı hastalıklara karşı aşılı olduklarını kanıtlamadıkça yabancılara giriş izni verilmez. Çünkü bir hastalık bir bölgede yok edildikten sonra bile, halkın bir bölümü aşılı değilse, mikrobu taşıyan bu yabancı hastalığın yeniden ortaya çıkmasına yol açabilir.
aşılama, bulaşıcı hastalıkların önlenmesin­de çok büyük yararlar sağlamıştır, ama hiçbir zaman yüzde 100 etkili değildir; bazı kişiler aşılandıkları halde hastalığa yakalanabilirler. Bazı aşıların da ağır yan etkileri görülmüştür. Örneğin boğmaca aşısı beyin dokusunun yıkı­mına ve zekâ geriliğine yol açabilir. Bazıları, hastalıktan doğal yollarla korunma olanağı varken, ortaya çıkabilecek bütün zararları göze alarak sağlıklı bir çocuğu aşılamanın yanlış olduğunu öne sürerler. Oysa aşılanma­mış bir çocuğun boğmacadan ölme olasılığı, aşılamanın beyne zarar verme olasılığından çok daha yüksektir.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Türk Edebiyatı Yazarı Nurullah Ataç

6. Cumhurbaşkanı; Fahri Korutürk